25 Ağustos 2011 tarihinde Tekirdağ Malkara İlçesi Belediyesi YOSUN GÜRELİ parkına konulmak üzere Baker Tilly Güreli olarak açık alan spor aletleri ve çocuk oyun grupları alınarak Malkara Belediyesine katkıda bulunulmuştur.
22 Kasım 2011 tarihinde Çırağan Sarayında Türkiye Engelliler Spor Yardım Ve Eğitim Vakfı (TESYEV) tarafından düzenlenen gece de Van depreminde zarar görmüş yürüme engelli kişilere yardım amacıyla Baker Tilly Güreli 25 ad. tekerlekli sandalye alarak toplam 25.000TL'sı alınarak bağışta bulunulmuştur.
22 Ekim 2011 tarihinde AÇEV - Swissotel İşbirliği ve Şişli Belediyesi’nin katkıları ile Türkiye’nin ünlü sanatçıları tarafından yapılan, "açı" formunu taşıyan 20 ünlü sanatçının 20 eseri, "Geleceğe 20 Açı" adlı sanat proje gelirin tamamı AÇEV’e bağışlanacak olan ve açık artırma ile satılan "Açı" lardan Baker Tilly Güreli Yeminli Mali Müşavirlik A.Ş.'de satın alarak AÇEV'e katkıda bulunmuştur.
Deprem nedeniyle Van'a Türkiye'nin heryerinden ve diğer ülkerden yardım malzemeleri gönderilmiştir. Baker Tilly Güreli de şirket olarak bölgeye bebek bezi ve bebek bisküvisi gönderek destek olmuştur. Ayrıca Baker Tilly Güreli çalışanlarıda kendi imkanlarıyla tedarik ettikleri kamyonla topladıkları çadırları, kışlık kıyafetleri, botları, bebek ve çocuk malzemelerini deprem bölgesine göndermiştir. "
Gönüllü Anneler Derneği Başkan Yardımcısı Yosun Güreli (BakerTilly Güreli İnsan Kaynakları Direktörü) , 10 Mayıs 2010 tarihinde Bahçelievler Çocuk Esirgeme Kurumu Şeyh Zayit 0-12 yaş yuva bölümünün de, mayıs ayında doğan 26 çocuk için doğum günü partisi düzenledi ve bunun bir gelenek olarak devam etmesini okul yönetimine teklif etti. Nisan ayında İstanbul Valisi’nin eşi Neval Güler Hanımefendi’nin düzenlediği doğumgününün akabinde her ay o ayda doğan çocuklar için doğumgünü yapılması karara bağlandı. Müzik eşliğinde eğlenen ve gelen misafirlerle güzel anlar yaşayan ve kendileri için Yosun Güreli tarafından özel olarak şeçilmiş ruhsal ve kişilik gelişimlerine katkıda bulunacak hareketli oyuncaklar ve muhtelif hediylerle mutlu olan çocuklar tüm gönüllülerden ilgi beklemektedirler.
Andante klasik müzik dergisinin öncülüğünde düzenlenen ‘‘Donizetti Klasik Müzik Ödülleri 2011‘‘, Rahmi M. Koç Müzesi‘nde düzenlenen törenle sahiplerini buldu.
Beyoğlu Belediyesinin ev sahipliğinde, Kültür ve Sanat Varlıklarını Koruma ve Tanıtma Vakfı (KÜSAV) ile bu projenin üzerinde 2 yıldır çalışan ve geliştiren Serhan Bali,Monik İpekel, Yosun Güreli, Özlem Cankurtaran, Yasemin Çetin, Çiğdem Hitay, Ahu Ünalp’in oluşturduğu Tören Düzenleme Kurulu’nun katkılarıyla düzenlenen törende 25 dalda ödül verildi.
Ayrıca Baker Tilly Güreli İK Direktörümüz Yosun Güreli ve Monik İpekel tarafından Borusan Kültür Sanat Genel Müdürü Ahmet Erenli’ye ‘’Yılın Klasik Müzik Albümü’’ ödülü verildi.
Gecede, Devlet sanatçısı piyanist İdil Biret‘e ‘‘Yaşam boyu başarı ödülü‘‘ verildi. Şan eğitimcisi Güzin Gürel ve keman eğitimcisi Hazar Alapınar ise ‘‘Müzik eğitimcisi özel ödülü‘‘nün sahibi oldu.
Törene, Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan ve Andante dergisi genel yayın yönetmeni Ferhan Bali‘nin yanı sıra çok sayıda davetli katıldı.
Baker Tilly Güreli İK Direktörümüz Yosun Güreli'nin yoğun çabalarıyla Ödül Töreni’ne ‘’Dimes,Baker Tilly Güreli ve Step Halıcılık sponsor olmuştur.
Ödül kategorileri ve kazananlar şöyle:
Yılın bestecisi-Özkan Manav
Yılın piyanisti- Gülsin Onay
Yılın yaylı çalgılar yorumcusu-Atilla Albeniz
Yılın üflemeli çalgılar yorumcusu-Cem Aktora
Yılın orkestrası-Bilkent Senfoni Orkestrası
Yılın orkestra şefi-Gürel Aykal
Yılın oda müziği topluluğu-İstanbul Klarnet Korosu
Yılın erkek opera yorumcusu-Ünüşan Kuloğlu
Yılın kadın opera yorumcu-Burcu Uyar
Yılın opera rejisörü-Aytaç Manizade
Yılın opera yapımcısı-Rusalka/Antalya Devlet Opera ve Balesi
Yılın erkek dansçısı-Melih Mertel
Yılın kadın dansçısı-Aslı Çilek Kayasu
Yılın bale yapımı- Çağrı/ Mersin ve Samsun devlet opera ve baleleri
Yılın dans yapımı-Opello/ İzmir Devlet Opera ve Balesi
Yılın bale dans koreografı-Mehmet Balkan
Yılın koro vokal topluluğu-TRT Ankara Radyosu Çok Sesli Korosu
Yılın klasik müzik etkinliği-Cihat Aşkın ve küçük arkadaşları ile Boğaziçi Üniversitesi Albert Long Hall konserleri
Yılın müzik eğitimi kurumu-Mersin Üniversitesi Devlet Konservatuvarı
Yılın müzik eğitimcisi-Gülnara Aziz
Yılın çıkış yapan genç müzisyeni (30 yaş altı) Dorukhan Doruk
Yılın çıkış yapan genç müzisyeni (17 yaş altı) Berfin Aksu
Yılın radyo televizyon programı-Arkadaşım Müzik/TRT 3 Radyosu
Yılın müzik kitabı-Emre Aracı/ Naum Tiyatrosu (Yapı Kredi Yayınları)
Yılın klasik müzik albümü-Borusan İstanbul Flarmoni Orkestrası/Onyx (Şef: Sascha Goetzel)
Yaşam boyu başarı ödülü-İdil Biret
Müzik eğitimciliği onur ödülü-Hazar Alapınar ve Güzin Gürel
Yılın klasik müzik sanatçısı (halk oylaması) Tuncay Kurdoğlu
Yılın klasik müzik topluluğu (halk oylaması) Bilkent Sutrio.
TOGEM ve TİKAD (Türkiye İş Kadınları Derneği) işbirliği ile 12 Mayıs 2011 perşembe günü TOGEM Başkanı Saadet Gülbaran ile TİKAD Başkanı Nilüfer Bulut'un ev sahipliğini yaptığı bir resim müzayedesi düzenlendi. TOGEM 'in "Anasınıfı Olmayan Okul Kalmasın" adlı projesine destek sağlamak için Conrad Otel'de düzenlenen müzayedeye Baker Tilly Güreli adına Genel Yönetim ve Organizasyondan Sorumlu Ortak Asuman Güreli tarafından destek verilmiştir.
"Bahcelievler Çocuk Esirgeme Kurumu Şeyh Zayit 0-12 yaş yuva bölümününe" hem kurum, hem de şahsı olarak destek veren Güreli Yeminli Mali Müşavirlik İnsan Kaynakları Direktörümüz YOSUN GÜRELİ'ye İstanbul Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürü Sayın Dr. İsmail Barış tarafından plaket verildi.Aynı zamanda Gönüllü Anneler Başkan Yardımcısı da olan Yosun Güreli ödülünü Esma Sultan Yalısında Devlet Bakanımız Sayın Selma Aliye KAVAF'ın ve İstanbul valimiz Sayın Hüseyin Avni Mutlu'nun katılımları ile gerçekleştirilen törende aldı.
Mart 2009 tarihinde Baker Tilly Güreli İnsan Kaynakları Direktörümüz Sayın Yosun Güreli TEV’e eğitime katkı için yeni bir ürün önerisinde bulunmuştur. Bu öneri sonucunda TEV, şirketimizle başlayan Türkiye bazında yeni bir uygulamaya geçmiştir. Şirketimiz 2009 Mayıs ayından itibaren Evlilik,Açılış,Doğum Günü, Cenaze,Doğum ve Atamalar’da gönderdiği canlı çiçek yerine,TEV’e bağışta bulunmaktadır. TEV ise bu proje için özel dizayn ettirdiği (aşağıda örnekleri bulunan) çiçek sepeti ve mektubu alıcıya göndermektedir.
Şirketlerin her yıl masraf ve gider kalemlerinin içinde yer alan çiçek,çelenk için ayırdıkları meblağları dikkate alırsak,bir kısmının bu uygulamaya geçmesi çocuklarımızın eğitimine katkı sağlayacaktır.
Yönetim Kurulu Başkanımız Hüsnü Güreli, engelli sporcular tarafından elit sporların temsil edildiği en geniş kapsamlı uluslararası kuruluş olan "Uluslararası Paralimpik Komitesi"ne bağlı Türkiye Paralimpik Komitesi Yönetim Kurulu Üyesi ve TESYEV (Türkiye Engelliler Spor ve Yardım Eğitim Vakfı) üyesidir. Engelli sporculara ve engellilere eğitim ve sağlık alanında verilen hizmetler için gerçekleştirilen projelere, bireysel ve kurumsal olarak katkıda bulunmaktayız. Ancak, 8.6 milyon engelli vatandaşımızın olduğu ülkemizde bu konuya daha fazla hassasiyet göstermek gerektiğinin de bilincindeyiz.
Paralimpik oyunları, engelli oyuncuların katıldığı olimpik oyunlardır. Paralimpik oyunları dünyanın 2. büyük spor organizasyonudur. En son 2008 senesinde Pekin'de yapılan oyunlara 140'ı aşkın ülkeden 4.150 sporcu katılmıştır. Bu oyunlarda bedensel ve görme engelli sporcular toplam 26 spor branşında yarışmaktadırlar. 2012 oyunlarından itibaren zihinsel engelliler de Londra Paralimpik oyunları ile birlikte yeniden yarışmalara katılacaktır.2001 yılında IOC(Uluslararası Olimpiyat Komitesi) ve IPC'nin (Uluslararası Paralimpik Komitesi) birlikte aldığı bir kararla bir ülkede Paralimpik oyunları olmadan Olimpiyatyapılamıyor. Türkiye2020 Olimpiyat ve Paralimpik oyunları'na aday olacaksa, bu iş çalışmalarında ülkelerin Ulusal Paralimpik Komitelerinin de katkısı olacağını düşünmekteyiz.
Yosun Güreli'nin, TOGEM'in ilköğretim öncesi eğitim kampanyasına destek olmak üzere Keşan'da anne ve babasının adına kendi birikimleri ile ve ailesinden habersiz sürpriz olarak yaptırdığı anaokulunun açılışından sonra kardeşi Sinan Güreli ile birlikte, 7 gençten oluşan arkadaş grubunu da aralarına alarak, TOGEM'in "Bir Dilek Tut Kampanyası"na katkıda bulundular. Bu kampanya, Anadolu'daki okullarda okuyan çocukların yazdıkları mektuplardan hareket edilerek, bu çocukların okul ihtiyaçlarının giderilmesine yönelik organize edilmiştir.
Güreli Yeminli Mali Müşavirlik ve Bağımsız Denetim A.Ş.'de, TOGEM'in "Bir Dilek Tut Kampanyası"na, okul ihtiyaçlarını bildiren çocukların zarflarından birini alarak ve bu ihtiyaçları karşılayarak destek verdi. Ayrıca, şirketimizin İnsan Kaynakları Departmanı, 2008 yılından itibaren çalışanlarımızın doğum günlerinde, onların kişilik özellikleri, hobileri ve yaratıcılık yönlerini de dikkate alarak, kişiye özel kitaplar seçip bu kitapları doğum günü hediyesi olarak kendilerine veriyordu. İnsan Kaynakları Direktörümüz Yosun Güreli 2010-2011 yılları arasında bu kitapların toplam değerini oluşturan bedeli, şirketimiz çalışanları adına, "Bir Dilek Tut Kampanyası"na bağışladı. İnsan Kaynaklarımızın isteği doğrultusunda, TOGEM tarafından tanzim edilen kişiye özel teşekkür sertifikaları, şirketimiz çalışanlarının doğum günlerinde kendilerine verilmektedir.
Baker Tilly Güreli Yönetim Kurulu Başkanımız Hüsnü Güreli Işık üniversitesi Mütevelli Heyeti üyesi ve aynı zamanda Darüşşafaka Yüksek Danışma Kurulu üyesidir. Hüsnü Güreli Türkiye'de ilk kez Işık üniversitesi'nde uygulanacak olan "Üniversitelerde Kredili Eğitim" konulu projesi ile ayda 49 TL'ye Işık üniversitesi'nde okuma imkanı sağladı. Aşağıda bulunan 20 Temmuz 2010 tarihinde www.hurriyet.com.tr sitesinde yayınlanan haber aynı zamanda Baker Tilly International Extranet'te de yayınlanmıştır.
Güreli 49 TL’ya üniversitede okumanın yolunu açtı..
Baker Tilly Güreli (Türkiye) Yönetim Kurulu Başkanı ve Beşiktaş Futbol Kulübü eski yöneticilerinden Hüsnü Güreli, Işık Üniversitesi mütevelli heyetine girdi. 125 yıl önce kurulmuş olan 2400 civarında öğrencisi olan Işık Üniversitesi bir vakıf üniversitesidir.
Kendisi de üniversitenin eski mezunlarından olan Güreli’nin ilk icraatlerinden birisi de Türkiye’nin özel bir bankası ile kredi anlaşması yapıp öğrencilere aylık 49 TL’ya (ortalama 30 USD) Işık Üniversitesi’nde okuma imkanı sağlamak oldu. Bir vakıf üniversitesinde öğretim bedeli yıllık 15.000 – 20.000 TL civarındadır. Bu projeye göre; Işık Üniversitesi bir banka ile kredi anlaşması yapyor.Maddi durumu ne olursa olsun Işık Üniversitesinde okumak isteyenler bu özel bankadan 10 yıllık kredi alabiliyor.Kredi karşılığında kullanılan kredi kadar gayrimenkul ipoteği veya banka talimatı isteniyor.Eğer ailenin üzerine kayıtlı bir gayrimenkul yoksa kredi 5 yıllık alınabiliniyor.
Okula başlayıp 1 yıl hazırlık 4 yıl üniversite olmak üzere 5 yıl okunuyor.6 ay da iş arama süresi veriliyor ve bu 5.5 yıl boyunca hiç ana para ödemesi yapılmadan,sadece faizler ödenerek,öğrencilerin tüm okul hayatları boyunca ayda sadece 100-200 liraya okuyabilme imkanı sağlanıyor.Ana para ödemesi 5,5 yıl sonra başlayıp, 10 senelik kredi,mezuniyetten 4,5 yıl sonra bitiyor.Mezuniyet sonrası aylık ödemeler 1.149TL'dan başlıyor.Faiz oranı yüzde 0.95.Aylık geri ödemeler önceden ilan edildiği şekilde oluyor ve değişmiyor. Bu kredi düşük faiz oranları ve mezuniyet sonrası ana para geri ödeme imkanı sunuyor.Işık üniversitesini ilk üç sırada tercih eden öğrencilere yüzde 25 burs veriliyor.Işık Üniversitesinde okumak isteyen öğrenciler Şişli Terakki veya Işık Lisesi'nden mezunsa bursu yüzde 50'ye çıkıyor.Bu durumda kullanacağı kredinin aylık taksitleri 49 liradan başlıyor.Sadece yüzde 25 burslu kazananların aylık ücreti 74 lira,hiç bursu olmayan öğrecinin aylık ücreti de 99 liradan başlıyor.Ancak bu ücretler her yarıyıl belirli oranlarda artıyor,aynı kalmıyor.
Üniversitelerde Eğitim Kredisi ile ilgili basında yer almış haberlerimize ulaşmak için;
CNN Türk kanalında yapılan röportaja ulaşmak için lütfen tıklayınız...
20.07.2010 tarihli Hürriyet Gazetesi'nde yayımlanan habere ulaşmak için lütfen tıklayınız.
30.07.2010 tarihli Vatan Gazetesi'nde yayımlanan habere ulaşmak için lütfen tıklayınız.
Beyoğlu Belediyesi ile Kültür ve Sanat Varlıklarını Koruma Vakfı-KÜSAV’ın himayesinde (Çiğdem Simavi) ve Baker Tilly Güreli İnsan Kaynakları Direktörümüz Yosun Güreli'nin de projelendirmede yer aldığı Andante 2010 Klasik Müzik Ödülleri töreni 07 Mayıs 2010 tarihinde yapıldı.
2010 Klasik Müzik Ödülleri Düzenleme Kurulu: Yosun Güreli, Monik İpekel, Serhan Bali, Yasemin Çetin ve Zeynep Vural.
Heryıl tekrarlanacak olan Klasik Batı Müziği ödül töreni Rahmi Koç Müzesi’nde gerçekleştirilmiştir.
Sponsorlar arasında denetimini yaptığımız şirketlerimizden; Corvus, Dimes, Küçükler Matbaa, Step halıcılık Yönetim Kurulu Başkanımız Hüsnü Güreli ve İK Direktörümüz Yosun Güreli'nin ricalarını kırmayarak sponsor oldular. Baker Tilly Güreli yönetimi ve çalışanları olarak bizde kendilerine teşekkür ederiz. Bu projeye bireysel ve kurumsal katkıda bulunanlar, sahnede teşekkür plaketlerini aldılar.Yosun Güreli ve Çiğdem Simavi ise plaketlerini almak için sahneye çıktıklarında, Rahmi Koç Müzesi'ne bu ödül töreni için gelen davetliler tarafından ayakta alkışlandılar...
Yılın Bestecisi, Yılın Piyanisti -- FAZIL SAY Yılın Yaylı Çalgılar Yorumcusu --Cihat Aşkın(Keman) Yılın Üflemeli Çalgılar Yorumcusu -- Bülent Evgil(Flüt) Yılın Orkestrası -- Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası Yılın Orkestra Şefi -- Rengim Gökmen Yılın Oda Müziği Topluluğu --Borusan Yaylı Çalgılar Dörtlüsü Yılın Opera ve Bale Kurumu -- İzmir Devlet Opera ve Balesi Yılın Erkek Opera Yorumcusu -- Bülent Bezdüz(Tenor) Yılın Kadın Opera Yorumcusu -- Feryal Türkoğlu(Soprano) Yılın Opera Rejisörü --Mehmet Ergüven Yılın Dans Topluluğu -- Zeynep Tanbay Dans Projesi Yılın Erkek Dansçısı -- Kadir Okurer Yılın Kadın Dansçısı -- Burcu Olguner Yılın Müzik Kurumu Yöneticisi -- Rengim Gökmen Yılın Koro/Vokal Topluluğu -- KB Devlet Çoksesli Korosu
14 Şubat 2010 'da Beyoğlu Belediyesi'nin desteği ile Beyoğlu Sanat Galerisinde "Hanımın Çiftliği" adlı dizinin kıyafetleri sergilendi. Serginin küratörü Yosun Güreli, dizinin yapımcısı tarafından bağışlanan bu kıyafetlerin daha sonra Beyoğlu Kadın Konakları’nda ve bazı üniversitelerde sergilenmeye devam edileceğini bildirdi. Beyoğlu’nda 10-12 adet Kadın Konağı bulunmaktadır. Buralarda GÖÇ nedeniyle İstanbul'a gelen işsiz insanlara, anne-babalara, meslek ve iş eğitimi, barınma, giyecek imkanı ve çocuklarına da eğitim imkanı sağlanmaktadır. Bu konaklarda dikiş, el sanatları öğrenen kadınlar ürettiklerini satarak veya becerilerini kullanabilecekleri işyerlerlerinde çalışarak geçimlerini sağlamaktadırlar. Beyoğlu Belediyesi kırsal kesimden kente göç eden insanların kente uyum sağlamalarının kolaylaştırılması için Beyoğlu Beldesi’nde değişik projelerde gönüllüler ile birlikte çalışmaktadır. İnsan Kaynakları Direktörümüz Yosun Güreli de ortaklaşa dizayn ettikleri bir kaç projede gönüllü olarak yer almaktadır.
Yönetim Kurulu Başkanımız Hüsnü Güreli'nin kızı ve Yosun Güreli (Baker Tilly Güreli İnsan Kaynakları Direktörü) tarafından kendi tasarruflarıyla anne ve babasının adına yaptırdığı ve 17 Nisanda Bağlarbaşı Kültür Merkezinde TOGEM ' in düzenlediği Başbakanımızın eşi Sayın Emine Erdoğan’ın da katıldığı plaket töreninde sürpriz olarak açıklanan Asuman Hüsnü Güreli okul öncesi eğitim birimi 5 Nisan 2010 saat 14:00 da Keşan’da düzenlenen törenle açıldı. Yosun hanım’ın genç yaşında eğitime gönüllü destek vermesi ve bunu da anne ve babasının adına sürpriz olarak gerçekleştirmesi Bağlarbaşı Kültür Merkezinde Kongre Salonunda 800 kişinin davetli olduğu törene katılan herkese duygulu anlar yaşattı.
Yosun hanım'ı ve onu yetiştiren anne -babayı tebrik etmek isteyenler uzun kuyruklar oluşturdular. Bir genç insan, "AİLE KAVRAMI ve DEĞERLERİ" konusunda orada bulunan, toplumun her kesiminden belkide farklı görüşlere sahip insanları duygu olarak ortak bir payda da (aile değerlerimiz) birleştirerek "BİR" olmayı gerçekleştirdi.
05 Nisan 2010 tarihinde Keşan’da ön açılışı yapılan okulun açılış törenine, Yosun hanım'ı yalnız bırakmamak için onunla birlikte giden İstanbul Valisi Muammer GÜLER'in eşi Neval GÜLER Hanımefendi ve Keşan Kaymakamı Metin BORAZAN, Belediye Başkanı Mehmet ÖZCAN, Edirne İl Milli Eğitim Müdürü Şerafettin DEMİRCİ, Keşan İlçe Milli Eğitim Müdürü Feryaz YÜKSEL,Toplumsal Gelişim Merkezi (TOGEM) Başkanı Saadet GÜLBARAN, Feride Mehmet Çuhacı Lisesinin bahçesine prefabrik anaokulunu yaptıran YOSUN GÜRELİ (Baker Tilly Güreli İnsan Kaynakları Direktörü) , Togem yetkilileri, okul müdürleri ve çok sayıda öğrenci katıldı.
www.kesan.gov.tr
Yosun Güreli tarafından yaptırılan Asuman-Hüsnü Güreli Okul Öncesi Eğitim Birimi Açılış Töreni ve Plaket Töreni Videosu
Şehit Polis Ailelerine destek olmak amacıyla Eski İstanbul Valimizin eşi Neval Güler hanımefendi, İstanbul Emniyet Müdürümüz Hüseyin Çapkın'ın eşi Nurten Çapkın hanımefendinin desteği ile organize edilen bir sosyal sorumluluk projesinde gönüllü olarak çalışan Yosun Güreli'ye Nurten Çapkın hanımefendi tarafından plaket verildi.
Yönetim Kurulu Başkanımız A. Hüsnü Güreli ve eşi Asuman Güreli, TOGEM (Toplumsal Gelişim Merkezi)'in projesi kapsamında,eğitime önem veren babaları Orhan Güreli adına, Pendik Buhara İlköğretim Okulun'nun bahçesine okul öncesi eğitim birimi yaptırdılar.(12 Nisan 2010)
Baker Tilly Güreli Yönetim Kurulu Başkanı A. Hüsnü Güreli'nin babası rahmetli ORHAN GÜRELİ (1917-2007) üstadımız, Hesap Uzmanları Kurulu'nda 36 yıl fiilen çalıştıktan sonra, 01.07.1982 tarihinde yaş haddinden emekli olarak ayrılmıştır. Kasım 2008 tarihinde, rahmetli üstadımız Fahri Hesap Uzmanı Orhan GÜRELİ adına, "ORHAN GÜRELİ'YE ARMAĞAN" isimli, Vergi Dünyası dergisinin eki olarak, Maliye Hesap Uzmanları Derneği tarafından ilk defa bir üstada, ölümünden sonra, bir kitap hazırlanmıştır. Bu kitap aynı zamanda, Hesap Uzmanları Kurulu'nda emeği geçen ve rahmetli olan tüm Üstad'ların anısına ithaf edilmiştir. Kitabın birinci bölümünde, Orhan Güreli Üstad'ın hayat hikayesi yer almaktadır. Bu hikaye içinde, Hesap Uzmanları Kurulu tarihi de anlatılmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde, Orhan Güreli Üstad'ın ardından O'nunla ilgili veya O'nu tanıyanlar tarafından O'na yazılan yazılar yer almaktadır. Üçüncü bölüm, Üstadın yapmış olduğu çalışmalardan örneklere ayrılmıştır. Hesap Uzmanlığı dışında görev aldığı vergi reform komisyonundaki çalışmalarından da örnekler yer almaktadır. Dördüncü bölüm ise, tarihi süreçte yaşananlara da ışık tutabilecek, nostaljik belgelere ayrılmıştır.
İkinci bölümde yer alıp, "O'nun anısına armağan" yazıları, kitabın basıldığı tarihteki ünvanlarıyla, Sayın Hasan Basri AKTAN(Maliye Müsteşarı (E.HUK Başkanı)), Sayın Prof. Dr. Selahattin TUNCER, Sayın Yılmaz ÖZBALCI (Fahri Hesap Uzmanı), Sayın Orhan ERDEN (Fahri Hesap Uzmanı), Sayın Sezai ONARAL(Eski Baş Hesap Uzmanı- İstanbul YMM Odası Başkanı), Sayın Nihat UZUNOĞLU(Maliye Hesap Uzmanları Derneği Başkanı), Sayın Prof. Dr. S. Yenal ÖNCEL, Sayın Necmi KARAKULLUKÇU(Eski Hesap Uzmanı), Sayın Dr. Veysi SEVİĞ(Eski Hesap Uzmanı), Sayın Fatih DURAL(Eski Hesap Uzmanı- Bağımsız Denetim Derneği Başkanı), Sayın Hakan HASAN ARI (Eski Baş Hesap Uzmanı), Sayın Mustafa UYSAL (Vergi Konseyi Başkanı), Sayın Burhan GEZGİN (Eski Baş Hesap Uzmanı), Sayın A. Hüsnü GÜRELİ (Eski Hesap Uzmanı) üstadlarımıza aittir.
Şirketimizin Onursal Başkanı rahmetli Orhan GÜRELİ'yi şirketimiz çalışanlarına ve hizmet verdiğimiz 1000'e yakın değerli şirket yöneticilerine ve mensuplarına daha derinden tanıtmak amacıyla, kitapta yer alan Yönetim Kurulu Başkanı'mız A. Hüsnü GÜRELİ'ye ve Yönetim Kurulu Üyemiz Burhan GEZGİN'e ( Orhan Güreli ile haftanın belirli günlerinde uzun bir belgesel hazırlamak üzere çalışma yapan Üstadımız.) ait anı yazılarını aşağıda bilgilerinize sunmaktayız. Bu vesile ile her zaman örnek aldığımız ve gelecek kuşaklar içinde simge olan duayenimiz rahmetli Orhan GÜRELİ üstadımızı bir kez daha rahmet ve şükranla anıyoruz. Ruhu Şad OIsun.
Değerli Üstad Babamın Anısına... Teşekkürlerimle....
A.Hüsnü GÜRELİ Eski Hesap Uzmanı
Orhan Güreli 1916 yılında doğumundan 9 yıl sonra babasını kaybeden bir yetim çocuk. 1. Dünya Savaşı öncesi yoksulluk ve istilaya maruz kalmış Osmanlı yönetimine karşı baş kaldıran ekibin telgrafçısı Hüsnü Efendi, Karamürsel'de [Rahmetli Babaannem Karamursal diye naklederdi] Yunan istilasından kaçarken İznik'de attan düşerek ölen bir Kuvay-ı Milliyeci. Babaannem çok savaşçı dirayetli bir anne. Karamursal'dan bir mektebin bir küfesine babamı bir küfesine halamı koyarak düşmüş yollara. İstanbul'a geldiğinde Beşiktaş Serencebey'de bir yatılı sanat mektebine girip çocukların yırtıklarını söküklerini dikerek, çocuklarını önce yaşatmış, sonra okutmuş.
Halam öğretmen olurken babam önce Darüşşafaka'yı (1937 senesinde) bitirmiş, sonra Mülkiye'ye girmiş. Sebebi açık, zira dedesi Hasan Efendi Mekteb-i Mülkiye'nin ikinci mezunu Hasan Efendi hem ilmiye, hem rüştiye mezunu, yani hem din adamı, hem bilim adamı.Çok önemli görevler yapmış. En son Aynaroz Kadılığından emekli olmuş. Babamın Mülkiye imtihanına giderken [o zamanlar, İstanbul'da bir Mühendis mektebi İTÜ,bir de Mülkiye sınavla öğrenci alıyor] annesi gömleğinin eteğini keserek yaka yaptığını bizlere anlattığında inanılmaz etkilenirdik ikiz kardeşimle.
Mülkiye'yi de 1941'de bitirdikten sonra ilk ve son durak Maliye Bakanlığı, ilk iş Hocapaşa Vergi Dairesinin bodrumunda dosyaların temizlenmesiydi, sonra açılan H U K sınavını kazarak 1946 yılında kurulumuza katıldı ve yaş haddinden emekli olana kadar Devletine hizmet etti.
Orhan Güreli'nin en önemli kişilik özelliklerinin başında aşırı derecede bilgili ve donanımlı olmasına rağmen, bir o kadar da mütevazı olması gelirdi. Çok hoşgörülü, karşısındaki insanlara daima insanca yaklaşan, nazik ve terbiyeli bir insandı. Yüzlerce çok önemli vergi incelemelerine imza atan ve hatta dönemin iktidarda olan partinin İl Başkanı'nın işyerinde arama kararı ile inceleme yaparken bile aynı duruşu sürdürmesi onun ne kadar dürüst ve özgüvenli bir hesap uzmanı olduğunun göstergesi idi.
Orhan Güreli, Hesap Uzmanlarının sahip oldukları ve üstün mesleki değerlerinin oluşmasında kuşaktan kuşağa aktardıkları meslek ahlakı kavramlarını, Hesap Uzmanı mesleğinin onuruna yakışır sosyal davranış ve temsil yeteneğini aşılayan Kurulumuzun eşsiz temel taşlarındandır. Bakanlar Kurulu kararı ile taşıdığı "Fahri Hesap Uzmanı" ünvanı daima gurur duyduğumuz, hayatının en onurlu ödülüdür.
İkiz kardeşimle bizi yetiştirme süreci de onu anlatan muhteşem bir asalet ve özveri dersiydi. Özel okulda iki çocuğu okutmak için tam anlamıyla yemedi yedirdi, giymedi giydirdi. Hayatımın tamamını, herşeyimi ona borçluyum, tabii ki rahmetli anneciğimle birlikte. Şimdi gerçekten çok büyük bir sorumluluk taşıdığımı hissediyorum. Sağlığında sürekli yanında olmaya ve onu en iyi şekilde yaşatmaya çalışmış olmak, beni bu manevi borçtan kurtarmıyor. Yani şimdi devamlı onun istediği gibi ve onun asaletini yaşatacak biçimde yaşamaya mecbur olduğumu biliyorum. Onu yaşarken anmanın en iyi yolunun bu olduğuna inanıyorum.
Görevimiz, etik değerlerimize ve rahmetli babacığımın dediği gibi, Kurulumuza zarar verebilecek her türlü şeyden kaçınarak yaşamak, en güzel anma ve saygı duruşu olacak diyorum. Bugüne kadar vefat etmiş olan tüm mensuplarımıza yakınlarına Allahtan rahmet, kalanlara uzun ömürler diliyorum.
Bu kitapçığın hazırlanmasında, herşeyden önce böyle bir eserin Hesap Uzmanları Kurulu ve Maliye tarihimize bir not olarak düşülmesi kararını veren Maliye Bakanlığı Hesap Uzmanları Derneğinin Değerli Başkanı Sn., Nihat UZUNOĞLU ve değerli yönetim kurulu üyelerine, kitaba armağan yazılarını veren tüm katılımcı Dostlarına bu kitabın ortaya çıkması için emek veren herkese ailemiz adına en derin şükran ve saygılarımızı sunarız.
Orhan GÜRELİ Üstad'la Yolculuk
Burhan GEZGİN Eski Baş Hesap Uzmanı
Adını çok duymuştum. Belki 'Hüsnü Güreli üstadınızın babası 'diye açıklama yapmışlardı. Birkaç kez uzaktan görmüşlüğüm de olmuştu. Ama Orhan Güreli, benim için, Sezai Onaral üstadla başladı: - Madem bu kadar meraklısın Kurul'a, üstadlarına. Haftaya Levent Tenis Kulübüne gel. Öğle yemeğine. Kenan Alanur, Ferhan Arkan, Cüneyt, Cevdet, Suat Darman ve Orhan Güreli üstadım masadaydılar. Hepsi çok şık ve özenliydiler. 1950'li, 60'lı, 70'li yıllar... Muavinlikleri, turneleri, incelemeleri, illa ki Hesap Uzmanlığı.. Ve illa ki Istanbul... Beyoğlu, Karaköy. Espriler, ağız dolusu kahkahalar, kaldırılan kadehler. Bir ara kulağıma eğilip " işte, gördüğün gibi bizim yemekler. Sezai, ayda bir , bizleri böyle bir araya getirir " diye açıklama yaptı üstadım. Ne çok yaşamışlıkları vardı. Ve ne çok gençtiler. Üstadım hep gençti . 2001 Ağustos'unda tanıdım O'nu. "84 yaşındayım. Ama bu bilinen yaşım. Ben daha fazla olduğumu sanıyorum." dedi. Ve gülerek ekledi: - İki padişah gördüm, bir de Cumhuriyet... İki de Cihan harbi. Bir hazine bulmuştum adeta. Belleği pırıl pırıl. Berrak. Hayata ve insana dair en ince düğümleri çözebilecekti. Kaç kişinin bireysel tarihi, tüm ülkenin tarihini de içerir ki! Kaç kişi kalmıştı ki ilk Hesap Uzmanlarından. Ve kaç kişi anlatabilir di ki Ali Alaybek'i ilk ağızdan. Çocukluğundan 90 yaşına, bırakmadım peşini. Hep sordum. Hep anlattı. Yaşadıkları çok, anıları uzun, zaman kıttı, ikimizde biliyorduk. Sağolun üstadım, elinizi uzattınız, ses verdiniz. Paylaştınız bildiklerinizi: Pozitif bilimler,ekonomi, sosyoloji, siyaset, tarih, estetik ve sanat. Ve illa ki felsefe: Siyah-beyaz, doğu-batı, tekil-çoğul, yer-gök....Var olmanın ve hayatın anlamı. Yokluk, hiçlik... Gerçekten talihliyim; (izninizle) deneyimli, titiz bir ustaydınız üstadım. Çoklukla hafta sonları, Levent'teki evinde ziyaret ederdim. Üst salonda, sağda Kütüphanesi. Girince hemen solda çalışma masası. Masanın üstü, pencere kenarı ve tüm duvarlar yerden tavana dek kitaplarla doludur. Okunmuş, altları çizilmiş, kenarlarına notlar alınmış: Aristoteles, Hegel, İbsen, Nietzsche, Freud, Kafka, Camus, Borges, Hayyam, Mevlana, Homeros, Yunus, Nazım, Sait Faik, Orhan Veli, Necip Fazıl, Sezai Karakoç. Yerelden evrensele doğru uzanır Orhan Güreli, Doğu'dan Batı'ya. Kütüphanesinin bir tarafında Beethoven, Haydn ya da Mozart bir tarafında Dede Efendi. Geç kalınmış zamanlarda tanıdım Orhan Güreli'yi. Üstadım beni uzun bir yolculuğa çıkardı. Ama kısa sürdü. Kimse bilmez, 1945 yılında Ali Alaybek'le tanıştırdı. 1946 yılında Bursa'ya ilk turne yapıldığında beni de götürdü. 60'da Vergi Reform Komisyonunda birlikte çalıştık Orhan Güreli Üstadımla. İstanbul Radyosunda, kimsenin haberi olmadı ama, Gelir Vergisini halka anlatırken ben de vardım mikrofonda. 1952 yazında Hesap Uzmanları ilk kez yurt dışına gönderildi. 8 kişi değil aslında 9 kişi gönderilmiştik yurt dışına. İlk Marsilya'ya gittik. Oradan Muzaffer Egesoy ve Orhan Güreli üstadımla geçtik Paris'e. Eskişehir turnesinde, Demokrat Parti, milletvekilliği için teklifte bulunduğunda Üstadım nezaketle red etti. Biliyordum red edeceğini, sevmezdi politikayı. Bilir misiniz ki Yassıada duruşmalarında Mendereslerin idamına bir kişi muhalif olmuştu. Yürek ister. Ve o kişi Hesap Uzmanıydı. Üstadım söyledi: "Bu Hesap Uzmanlarının hep muhalif bir tarafı vardır. " Orhan Güreli: Buram buram insan, kültür, ses, kardeş, ağaç, çiçek , akıl, bilgi, duygu, tolerans, inanç, özlem, düş ve söz... Evinden ayrılırken, artık güçlükle gelebildiği camdan, merak içinde seslenmişti -ve beni yine hayretler içinde bırakarak - Unutmadan, yeterlilik imtihanı, demiştin, çocukların hepsi verdi mi? - Hepsi aldılar üstadım. Meraklanmayın. Fire yok! Orhan Güreli: Hep Hesap Uzmanı, illa ki Hesap Uzmanı...
Orhan GÜRELİ Okul Öncesi Eğitim Birimi Açılış Töreni Videosu
Orhan GÜRELİ Okul Öncesi Eğitim Birimi Açılış Töreni Fotoğrafları
Röportaj: Fatih ŞAHİN Fotoğraflar: Zeynel Abidin AĞGÜL
Beşiktaş Spor Kulübü eski ikinci başkanı, BAKER TILLY GÜRELİ YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİRLİK'in sahibi Hüsnü Güreli'nin kızı YOSUN GÜRELİ aynı firmada insan kaynaklan müdürü olarak görev alıyor. Sadece iş hayatında değil, sosyal sorumluluk projelerinde de sık sık rastladığımız Yosun Güreli ile bir araya gelerek kendisi hakkında merak edilenleri ve bilinmeyenleri konuştuk. Yosun Hanım, sizi kısaca tanıyabilirmiyiz? Eğitiminizden iş hayatınıza kadar... Hangi okullarda hangi bölümleri okudunuz, hangi işle uğraşıyorsunuz?
Bir elbise görürsünüz, çok güzel ama "benim vücut tipime olmaz" dersiniz. Herkesin tarzı farklı. Beni başkası anlatsın, ben de ondan dinleyeyim. Ben, bir tek kendi içimi bilirim, ne yaptığımı değil, neden yaptığımı bilirim. Bu sebeple ideoloji, düşünce ve duygularımı paylaşmakta daha rahatım. Zaten onlar kremanın altındaki esas bölüm değil midir? En azından ben yeni birini tanırken bunlara bakarım. Oturup felsefe de yapacak değilim. ALEM. Ama bir şekilde üslup oralara kayarsa da beni bağışlayın lütfen. İş dışında uzun vadede planlı programlı biri değilimdir, kafamda uzun vadeli hedeflerle ve tarihlerle gezmem. Çünkü hayatın bilgeliğinin bizimkinin ötesinde olduğunun bilincindeyim. Kendimden istek ve beklentilerim vardır, ölene kadarki süreye sığdırmak istediğim ama bunlar da soyut şeylerdir. Soyutta seviye yükseldikçe, somut da arkasından gelir zaten, siz isteseniz de istemeseniz de... Belirteyim ki, bu yolda hayat, kesinlikle belli duraklarda beni bekleyen kilit insanlar yerleştirmiş. Bu kişiler benim o dönemki gelişimimde, resmin belli bir bölümünü tamamlayabilmem için gerekli parçayı bana sunan "insan melekler". Bunlardan bir tanesi de Monik İpekel'dir. Kendimi değil de, onu saatlerce anlatabilirim mesela. Sevgili Özlem Cankurtaran'ın evinde bir kitap projesinde tanıştık, daha doğrusu benim ortamdan kopuk halimi fark edip "bu garibin nesi var" diyerek herhalde benle konuşmaya başladı ve nedense kanı bana kaynamış ve o gün bugündür sanki çok daha evvelden tanışıyor gibiyiz. Pek de geniş olan ve birçok kişiyi altında barındıran kanatlarını bana da açtı. Kalbinin sınırlan olmayan, kendini övmek nedir bilmeyen, olaylardan, projelerden kendi lehine kredi toplama gibi bir derdi olmayan, aynm yapmadan her tarz insana değer ve sevgi veren, o kadar imkan ve şartları varken maddeye değil, maneviyata kıymet veren, yatırımını mala mülke değil, insana yapan gerçek bir insandır kendisi. Kendimden bahsedebileceğim kadarı budur. Mütevazılık yapıyor diye de anlaşılmasın, inancımın gereği budur sadece.
Hayatınızdaki en önemli değerler?
Eskiden hep mantıktan yanaydım ama bu yaşımda öğrendim ki duygulara kulak verilmeli, hayattaki en önemli ve kaybedilmemesi gereken şey duygulardır çünkü. Tabi burada kastedilen romantik duygular değil. Çoğu kişi daha güçlü olmak adına o tarafını kapatır ve kendini sürekli sistematik bir mantık alemine hapseder, böyle olması gerektiğine inanarak. Evet, akıl bizi hayvanlardan ayıran unsur ama bunun iyi yönde bir aynm olmadığını düşünüyorum, aklıyla insanın dünyayı, yaşamı, en "mantıksızı" da. kendisini mahvettiğini gördükçe...
Akıl elbette ki kıymetli ama bizi "insan" yapan şey kalbimizden gelen sesler. Bizi özel ve tek yapan şey de bu seslerdir bence. Zaten herkesin kalbinin aynı frekansta titrediği gün ya kıyamet kopar ya da cennet yeryüzüne iner. Kalbin sesini bastıran aklın sesinin yükseldiği dönemlerde "gerçek" tatminden, doyumdan, maneviyattan, ruhtan uzaklaşır insan. Bunun yerini anlık tatminler, sürekli boşluk hissetmekten kaynaklanan ve bizi her konuda hızlı ve sürekli tüketime iten sonu olmayan arayışlar, maddeye yöneliş (fiziksel görüntü, maddesel güç vs) alır. Öyle bir dönemdeyiz ki ruhlar hiç olmadığı kadar aç. Çünkü doyumu aradığımız yerler ve bulduğumuz yerler anlık, ya bedenimizi ya egomuzu doyuruyor ve ruh aç kalmaya devam ediyor. Yanlış yerlerde aradığımızın farkına varmadığımız sürece de durum böyle kalacak. İnsanlar biran evvel doymak istiyor ama gerçek doyum uzun vadede sebat sonucu gelir ama bu bilgi tarihe kanşmış, bizim döneme ulaşmamış gibi. Emek ve sabır sayesindedir bir tohumun kocaman bir çınar olmasını görmek. Ama biz ağacın olmuşunu anyoruz sürekli. Sanki sürekli bir yerlere yetişmemiz gerekiyor. Ne bu telaş anlamadım gitti, nereye koşuyoruz gerçekten bilen var mı? Teknoloji de her isteği yerine getirmeye yönelik ya, bu istekler insan gelişimi için iyi midir kötü müdür demeden o veriyor, insan da o verdikçe daha da ötesini istiyor, elindekinden şikayet ediyor, sıkılıyor, bir zaman sonra bu sefer ağacın meyvelenmişini istiyor, sonra abartıp ve şımarıp bu sefer yapraklarının pembe, üstünde tavus kuşu resimleri olsun istiyor. Alın size doğası bozulmuş, hücresinin şoktan şoka girdiği günümüz insanının hikayesi... İnsan bilmiyor ki, kendisi için iyi olduğunu sandığı çoğu şey aslında bir sanıdan ibaret. Tahammülsüz ve sürekli tüketen insanlar gün gelecek ve tükettiklerinin aslında kendileri olduğunu görecekler sanınm, daha doğrusu umanm. birileri hatalardan, tarihten ders almadıktan sonra yaşanan onca kayıp boşa gider çünkü. Geçmişi gelecekten daha çok merak ediyorum ama bundan bin yıl sonraki insanlann bizi incelerken aralarında ne konuşacaklannı da çok duymak isterim doğrusu. Gecen günlerde Okan Bayülgen'in "Muhabbet Kralı" programının konusu takıntıydı. Obsessive kompülsif hareketler çoğumuzda var; kendimizi normal sanırken... Belli bir şeye illaki sahip olma arzusu, o olmazsa yaşayamazmış hissi ile çoğu duygu veya objeye takıntılı halde yaşıyoruz, bu durumu gayet benimsemiş vaziyette. Kimisi için bağımlı olduğu, olmazsa olmaz dediği şey. güçtür, güvende olma hissidir, kimisi için ise beğenilmektir, çantadır, ayakkabıdır vs... Eski yüzyıllardan beri bir soyut değer (inanç, ruhsallık. sezgi) damgasını vurmuş, taçlandırılmış, bir somut değerler (akıl. bilim, madde). Sürekli aynı kısırdöngü bu ikili arasında. Biri tutmayınca öteki, o da tutmayınca tekrar ilk baştaki. Bir türlü ikisini, somutla soyutu, akılla ruhu harmanlayamamışız gitmiş. Halbuki cevabın burada olduğu çok nettir. Çünkü insan ne tek akıldır, ne de tek ruhtur. Tekine yüklenince, öteki tarafın aç, açık kalıp insanı tatmin kılmaması çok da mantıklıdır. Bir geçiş döneminde olduğumuzu hissediyorum. Her geçiş dönemi gibi bu da değişim içeriyor ve her değişim gibi belki de şu anda aleni hissetmediğimiz ufak oynamalar, zorluklar doğuruyor. Bundan yüz yıl sonra gelinen yerde tarihe bakıp değişim nerede başlamıştır dendiğinde, işaret edilecek olan dönemdeyiz. Ben inanıyorum ki artık şansa mutlu, şansa sağlıklı, şansa işlerin yolunda gideceği zamanlar bitti. Manava giderken organik manavı seçenler gibi, hayata bakarken de gerçek olanı, büyük resmi görenler, en azından görmek için çaba sarf edenlerin kazanacağı bir dönem geliyor. İnsanlar gerçekten çabalayarak, dikkat vererek, düşünüp, gerçeklerden kaçarak değil, gerçekleri algılayarak bir şekil hayatta sağlam ve sağlıklı kalacaklar, dünyada insanlara bir şeyler oluyor! Bu bir gerçek. Kişisel gelişim kitapları hiç şu dönemlerdeki kadar satmış mı acaba daha önce? İnsanlık bir buhrana girmiş, topluca. Topluca çünkü etkileşim var. 10 kişi bir evde yaşıyorsunuz diyelim, evdeki kişilerden bir tanesi mutsuz, depresif, agresif... Bu evdeki diğer 9 kişinin ruh halini de etkilemez mi? İşte bir deli kuyuya bir taş atar ve bu aksiyon diğer bütün normalleri de etkiler. O yüzden "bana ne" denmemeli, sırt çevrilmemeli, toplumsal mevzulara senden kilometrelerce uzak olsa da. Uzağın ne zaman yakın olacağı belli olmaz, hayat değişken, akışkan, sabit değil... Anormal bir şekilde artan suç oranı, ensesti, taciz/tecavüz ve genç intiharları, anne-babasını. çocuğunu kesen, doğrayan insanlar... Yahu ne oldu da bunlar bu kadar arttı diye soruyorum bir insan, bir vatandaş olarak. İşte böyle bir ortamda insan sokakta rahat yürüyemiyorsa, insanın insana güveni azalmışsa, toplumda kaos başlar. Bu durumda herkese görev düşer. Durumlara alışmaktan, değiştiremiyoruz şartlan. Bir şeyler oluyor aramızda mırıldanıyoruz, sonra "evet, nerede kalmıştık" deyip, homurdanıp durduğumuz konuda bir şey yapmayı "unutuyoruz"... "Türk halkı unutkandır"dan kast, bu bence... İnsan insanı seferberliğe çağırmalı, sadece bağış yapmaya değil, doğru vatandaş olmaya, insan gibi yaşamaya... Şöyle bir silkelenip, üstümüzdeki ölü toprağını bir atmak lazım. Hipnozda gibi sanki bazı insanlar, bazı ezberlere kilitlenmiş gözler, geniş açı çekim yapamaz olmuş gibi beyinler. Durup, "ben ne yapıyorum, bu hayatta ne gibi bir rol üstlenmişim, kendim dışında yaşama ne tarz bir katkı sağlıyorum, bu hayatta varlığımla yokluğum arasındaki fark nedir" diye kendine sormalı ve dürüstçe cevap vermeli. Toplumu bireyler oluşturur, dolayısıyla tek bir birey çok fark yaratabilir ufak hareketlerle. Bakıyorum son zamanlarda bütün aileler çocuklarına spor yaptırtıyor. illa birden fazla dil öğretiyor, piyano çaldırtıyor vs... Peki bu kadar donanımlı çocuğun ileride nasıl bir toplumda yaşayacağını hesaplayabiliyor mu? Hani şaşaalı elbiselerden oluşan bir bavul yaparsınız ama destinasyon ya bir ıssız adaysa? Bugüne bakıp, geleceği öngörebiliyor mu? Görüyor ve "başkaları yapar bir şeyler nasılsa canım" mı diyor? Mıchael Jackson "This It"de çok basit bir cevap veriyor bu tip düşünenlere; "THEY WHO?" diyor. Bu dünyayı sahiplenecek hiçbir mevki yok. Bu dünya hepimizin, beklenti sahibi olmaya hakkımız var ama sorumluluğumuzun bilincinde yaşadığımız sürece bu hakka sahibiz. Dünya sana, senin ona vermediğin bir şeyi vermekle yükümlü değil. Bazen, eğer uzaylılar varsa, saldırsalar da insanlık kenetlense diyorum, ayrımlar bitse, aynı amaç için mecburen birleşsek. Dünya dışından bir tehdit gelmediği sürece, dünya vatandaşları birbirini tehdit etmekten ve yok saymaktan, doğayı mahvetmekten yorulmayacak gibi çünkü. Sormak lazım: kendi çocuklarımızın yaşayacağı toplumun refahı için geleceğe bir yatırım yapıyor muyuz, kendi çocuğumuza yaptığımız yatırım dışında? Çocuk belki kendi gibi eğitimlerden geçmişlerin yaşadığı bir mahallede yaşayıp, çok dar alanlarda hareket edip, o tarz arkadaşlarla ahbaplık kuracak, diyelim (bu çok sınırlı bir yaşayış ama böyle oldu diyelim). Ama hiç mi o ortamın dışına çıkıp sokakta gezmeyecek. Ortada bir sürü fakir, eğitimsiz, aç, işsiz insanların mutsuzluklarının, o çocuğun hayatını herhangi bir noktada etkileyebilme ihtimalini sıfır olarak mı görüyoruz gerçekten? Bahsettiğim evdeki 10 kişi hikayesi bu. Para kazanıp ailesine iyi imkanlar sağlamak uğruna doğayı mahveden bir kişi. kendi çocuğunun da geleceğinden çaldığının farkında mı örneğin? Çevre için, insanlık için, ülke, toplum için hadi yapmadı kişi ama kendi çocuğu için yaşama bir katkıda bulunmaktan arda kalmamalı insan. Hatırlatmalıyım ki. çocukluk gelip geçen bir dönem değil. Fiziksel olarak bitiyor çocukluk ama o zamanlarda aldığımız darbe, yara ve travmalar bütün hayatımız boyunca bizi takip ediyor, zaaf. zayıflık, kompleks ve takıntılar şeklinde. O yüzden çocuğun ruhuna hitap eden bir yetiştirme şekli benimsenmeli, çocukları bir yarışa hazırlar gibi yetiştirmekten ziyade. Mesela eskiden güzel kız. güzel çocuk vardı. Şimdi dikkatimi çekti: bir boy saplantısı var. Ailelerin "bizimki uzun. sınıfın en uzunu" deyip yüksek sesle söylenmese de. aleni bir şekilde hissettirilen gurur ve "aferin" havası bu. Hani çocuğum akıllı, yetenekli, duyarlı gibi ya da bir erdemmişçesine söyleniyor bu. Çocuğa bu küçük yaşında görüntünün çok önemli olduğu mesajını vermek ne kadar doğru acaba? Görüntünün bir üstünlük fırsatı sanmasına sebep vermek... Aile. reklamlarla verilmeyi amaçlayan, gerçek olmayan ve insana uzun vadede mutsuzluk dışında bir şey vermeyen bu mesajı niye doğrulasın, görüntünün kalıcı bir şey olmadığı bir gerçekken... İnce görüntü, genç görüntü, manken görüntüsü, bilinçli bir şekilde beynimize belli sektörlerin para kazanması amaçlı sızdırılmış zihin oyunları. İşte pembe yapraklı ağaç isteme bu... Zaman geçiyor, yer çekimi var ve sonuç bu. İnsanlar hayatta olan birçok haksızlığı, olayı kabul edebiliyor da bunu mu kabullenemiyor? Çünkü kabullendiğin şey sana mutsuzluk vermez. Birilerinin para kazanması, birilerinin kendilerini eksik, yetersiz hissetmesine bağlı. Önce hiç yoktan, doğal olmayan bir ihtiyaç yaratılıyor ve sonra buna çare kendilerini gösteriyorlar. Yani önce insanı mutsuz edip. sonra "çaren benim" diyor. Aynı antivirüs şirketleriyle virüs yaratanların aynı eller olması gibi. Bu oyunlara gelmemek lazım. İşte burada aklımız işe yarayabilir. Çünkü kusursuzluk, güç ve güzelliğin sembolü olmamalıdır gelişmiş ruh ve beyin karışımında. Karamsar olarak algılanmasın dediklerim. Tersine gayet umutluyum çünkü her şey bir bakış açısından ibaret. Kafalar değiştikçe dünya da değişir. Zaten umut olmasa bu kadar cümle de olmazdı. Ben herkesin farkında olduğu şeylerin, biraz da bazen gözden kaçan şeylerin altını çiziyorum sadece. Her şeyi bildiğimden değil, bir değişim istediğimden. Kısa bir cevap oldu biliyorum.
Mutluluk nedir?
Cem Yılmaz stand-up şovunda kişilerin derdine derman bulmak için. iç huzıır ve mutluluğu yakalamak için ta nerelerden Hindistan'a bir guru ile görüşmeye gitmelerinden bahsediyor. Hayatın sırrını kulağına fısıldaması ya da yaşamını değiştirebilecek bir iksir vermesi ümidiyle. Ama guru. bu "danışanların" mutluluk nerede sorusuna "içinde" diyor ve bütün yolculukta topu topu eline geçen bu kelime oluyor. Tabi şovu izlerken ben de herkes gibi güldüm. Ama cevap doğru. Gerçekten mutlu olma adına o kadar çok şey yapmaya gönüllüyüzdür ki. veya o kadar çok şey yaparız ki. mutluluğun bu kadar yakında olması bizi hayal kırıklığına sokar adeta. Yani boşuna onca uğraş. Evet. boşuna bence de. Mutluluk kabullenmek, mutluluk sadece "olmak"tır bence. "Yok canım, o kadar basit olamaz," diyen "kendi olmaya" çalışsın, kolay mı. zorlayıcı mı görsün... Kendimizi sürekli spot ışıklan altında sahnenin göbeğinde, milyonlarca göz bizi seyrediyormuş gibi. seyirciyi memnun etme odaklı yaşıyoruz ve bunu o kadar uzun süredir yapıyoruz ki artık bu bizim bir yaşam şeklimiz olmuş. O yüzden bir kişiye "kendin ol" dediğinde, "neden bahsediyorsun, zaten kendimim" der haklı olarak. Çünkü çabalamıyor ki. artık otomatik pilotta dümen, o yüzden bunun sancısını somut olarak hissetmiyor, yansımasını mutluluk seviyesinde görebiliyoruz ancak ama onu da hayatında o dönem ters giden şeylerine bağlıyoruz vs vs... Bir şeyler olmaya çabalamaktan, kendimiz olamıyor, kendimizi doya doya yaşayamıyoruz. Ne düşünecekler acaba benim hakkımda bu söylediklerimden dolayı, karizmamda bir kayma oldu mu?:)
Evlilik hakkında düşünceniz?
Ruh evliliğinin destekçisiyim. Ne kafalar, ne kalpler...Kafalar değişir, kalpler az atar gün gelir. Ruhların uyduğu bir evlilik şahane olsa gerek. En kıymetlisi ruhların aşkıdır. Çünkü ruhun, ruha aşkını, bağını, o bedenlerin sahipleri bile çözemez bence.
Hayatta neyi affetmezsiniz?
Hayata yönelik bakış açım. inançlarım değişmediği sürece uzun vadede affedemeyeceğim bir şey yok gibi sanki. Bazısı çok uzun bir vade gerektirebilir, bazısı daha kısa ama neticede affederim. Çabuk unutur, hatırlamam bile mevzuyu. Ama Bazı istisnaları saymazsak, birinden veya bir şeyden vazgeçmekte hiç zorlanmam. Bir gün güzel bir insan bana "Kimsenin yolunu kısaltamazsın" dedi. Hayatımda birkaç deneyim bana her şeyin aslında olması gerektiği gibi olduğunu gösterdi. Bazı direnç gösterdiğimiz, üzüldüğümüz, acı çektiğimiz durumlar olmasa, ondan bir sonra gelen değişim, gelişimler olamazdı. O yüzden özetle: yolumun keyfini çıkarmaya çalışan ve öğrenen bir insanım.
Aşk ve sevgi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Aynı şeyler mi farklı şeyler mi? Kim bilebilir gerçek cevabı? Kim aşkı görünce işte bu aşk diyebilir, karpuz değil ki görünce tanıyalım. Çoğuna göre en yüksek hissettikleri şey neyse o aşk... "X'e, Y'e bunu hissetmiştim ama Z'ye hissettiğim onlardan farklıydı, o zaman aşktı. " Böyle bir hesaplama yöntemi yok. Yani bence yok. Siz. şarkı söyleyerek, gayet kendinizden emin takılırken aşk gelir ve darmadağın eder. Bu kötü anlamda değil, bir değişim yaratır anlamında. Artık, çocuk doğurmuşsunuz da ona isim takmaya çalışıyormuşsunuz gibi "şimdi bu aşk mıydı, sevgi miydi acaba" diye detaya girip düşünmezsiniz herhalde. Ama bana göre; ezber bozmuyorsa, ben öyleyim, böyleyim, şu durumda şunu- bunu yaparım, asla affetmem vs. laflarınızı size geri iade etmiyorsa, halihazırda var olan kurallarınızla yaşıyorsanız veya yaşayabiliyorsanız ilişkiyi, korteks çok aktifse bu yaşadığınız aşk "değildir". Bence değildir yani... (Daha yakın bir zamanda bence demeyi öğrendiğim için sık sık kullanıyorum) Mevlana demiş işte; aşkın gelişi, aklın gidişi diye. Elif Şafak'ın müthiş kitabı Aşk'ta diyor ki; "Aşktan sonra eğer değişmiyorsa insan, gerçekten aşık olmamıştır." Zaten aşk, insanın özüne yakınlaşması için, kendi kalbiyle bağ kurup, inşaa ettiği duvarları yıkıp kendisiyle buluşması için müthiş bir fırsattır, iyi değerlendirilse aşk, karşıdaki aşık olunan kişiyi aşar, taşar, okyanusla buluşabilir. Ama hakkıyla yaşamak için deneyim ve tecrübe şart. O yüzden aşkın güzeli yaş ilerledikçe yaşanıyor sanının. Aşk birilerinin size kalbinizin varlığını hatırlatmasıdır. O kişi kalbinizle sizin aranızda köprü oluşturur. Aşık olunana duyulan hasret, kalbinize duyduğunuz hasretin biçimlenmiş şeklidir bence. Çok şiirsel oldu ama öyle! Aşık olunan bir vesiledir sadece çünkü, araçtır, köprüdür... Uzman olmaya çok uzağım bu konuda ama düşüncelerim bu. Eklemek istiyorum ki; aşklarında başarısız olanlar, insanlara mantık evliliği yap demekten vazgeçmeliler,şirket birleşmeleri değil bu çünkü. Sonra insanlar aşık olur. mantık evliliği yapıp hayatları boyunca özlem çekerler, masal olur hayatlar. Ayrıca aşk evliliğinden doğan çocukların daha bir başka olduklarım gözlemledim.:)
Seyahat etmeyi en çok sevdiğiniz ülke ya da şehir, neden?
Gitmek istediğim yerler Madagaskar. İskoçya ve ıssız bir ada! Mesela Acun Ilıcalı'nın kamerasız Survivor'ı iki hafta müthiş olurdu. Gittiğim yerler içinde ise beraber gittiğim insanlara bağlı. Dünyanın en güzel yeri size zehir olabilir ya da günübirlik vapurla gideceğiniz bir ada gezisi size dünyanın en güzel şehrinden de güzel gelebilir.
Unutamadığınız anınız?
Unutamadığım o kadar çok güzel anım var ki, gerçekten biri bir diğerini geçemeyebilir ve ben bu soruya ne bir cevap veremeyebilirim. Muhtemelen şu an bu Ocak ayı ya da Nisan ayındaki birkaç olay demem gerekir ama o zaman diğer güzelliklere haksızlık olur. Soruya net "budur-şudur" diyemedim farkındayım, kafamda keskin ayrımların olmadığındandır herhalde.
Sizin için hayatın anlamı nedir?
Yaşamak ve bu yaşamda 'gerçekten' mutlu olmak diye düşünüyorum. Kimi içince, kimi en saygın kişi olup güç sahibi olunca, kimi güzel olup beğenilince mutlu olur. Ama bunlar gerçek mutluluk değildir bence. İçinde sevilmediğini, yeterli olmadığını düşünüp ağlayan çocuğa verilen emziklerdir. Gerçek mutluluk ağlayan çocuğu güldürmek ve dolayısıyla mutlu olmak için dış dünyaya avuç açmamaktır. Çünkü mutluluk eğer bir şeylere bağlı olursa mutsuzluk kaçınılmaz olur mantık olarak. Güzellik geçer, bir doğa felaketi, bir siyaset, bir anlık gaf maldan eder. Ama içsel zenginliklerinizi kimse sizden alamaz siz izin vermedikçe.
Ailenizden bahseder misiniz?
Şu kadarını söyleyebilirim ki komik bir ailem var. Matraklar! Arkadaşlarımı da ailemden saydığım için, benim ailem çok geniş. Farklı dinamik, tarz ve ruhlar. Çeşit çok. Kalabalık aileyi çok severim, dolayısıyla sırf çekirdek aile değil de sülalece yaşama fikri bana sıcak. Tabi herkesin birbirleriyle anlaşması şartıyla. Harmoni çok önemli.
Yapmak isteyip de yapamadığınız bir şey oldu mu?
Bir dönem gerçekten çok istediğim ve yapamadığım bir şey oldu hayatımda. Ama dediğim gibi her istediğimiz bizim hayrımıza şeyler olmayabilir. Kendi tutturmamın ötesinde bir yerde, benim o an göremediğim bir şeyler vardı ki olmadı çünkü şu an baktığımda görüyorum ki her şey olması gerektiği gibi...
Eğitim hayatınım bir ayağı Milano'dan geçmesine rağmen bu konu söyleyebileceğim pek bir şey yok. Ama orada öğrenmiştik ki, modanın çok uzun bir geçmişi olduğunu ve insanlar takılarıyla, üstlerine astıkları postlanyla veya piercing'leriyle kendi otorite, güç ve hiyerarşisini diğerleriyle kominike ediyordu. Ama bugün elimizde kominikasyon için çok daha fazla araç var. Mekanla kıyafet uyum içinde olmalıdır ama onun dışında moda bir zevk meselesidir, daha büyük, daha başka bir mesele değildir. Aynen güzellik gibi, güzelliğin de çirkinliğin de bakanın gözünde olması gibi. Zevkte -meli, malı- olamaz. Bana güzel gelen, ona güzel gelenle aynı olmak durumunda değil. Aynı oldurtmaya çalışınca mekanikleşir, cansızlaşır, sunileşir, orijinalliğini kaybeder. Benim modadan, güzellikten, estetikten anladığım; benim zevkimden ona ne, onunkinden bana ne şeklindedir. Kıyafetin içindekiyle ilgilenirim, bir zahmet karşımdakinden de aynı muameleyi geri beklerim.
Antakya Korosu'nu Aya Irini'de sahnelendirmeye katkıda bulundunuz. İtalyan Kültür Merkezi'nde "Mevlana" gösterisinde organizasyon ekibindeydiniz. Gönüllü Annneler Başkan Yardımcısı'sınz, Bahçelievler Çocuk Kampüsü'nde her ay Neval Güler ile doğum günleri düzenliyorsunuz. Ayrıca insan kaynaklan direktörlüğünü yapıp 900'e yakın müşteri firmalarınıza İK servisi verip Baker Tilly Güreli'de bir kürek takımı kurdunuz, yarışmalara hazırlanıyorsunuz. Andante Müzik Ödülleri komitesinde çalıştınız. Son olarak kendi birikimlerinizle anne-babanız adına sürpriz bir anaokulu yaptırarak bağışta bulundunuz. Hatta bu yaptığınız anlamlı bağış herkesi gözyaşları içinde bırakmış ve alkış almışsınız. Bunu detaylı olarak öğrenebilir miyiz? Hangi davette oldu bu gelişmeler ve siz anaokulu yaptırmayı nasıl planladınız?
Sorunun kendisi zaten yeterince detaylı. Söylenecek başka bir şey pek yok. Ama TOGEM'e ve bu yolda benim elimi tutup hiç bırakmayan Neval Güler Hanımefendi'ye, Saadet Gülboran ve Nevin Yakupoğlu'na çok teşekkür ederim. Fayda sağlayacak hiçbir konudan desteğini esirgemeyen, her ihtiyaca yetişmeye çalışan, müthiş şefkatli, kendisiyle birçok defa çalışma fırsatı bularak bütün bunlara bizzat şahit olduğum Neval Güler'e bir vatandaş olarak da teşekkür ediyorum.